Ufukta Açan Işıklar Bir vakitler, dünya henüz tazeyken, gökyüzü yalnızca soluk bir grilikle kaplıydı. Ne bir mavi ton, ne de akşamın kızıl öpücüğü vardı. Köylerde yaşayanlar bu tekdüze manzaraya bakar, içlerini çeker ve "Bir şey olsa da değişse," diye mırıldanırdı. Ama o eksik parçayı kimse tam adlandıramazdı. Derken, bir sabah her şey değişti. Küçük bir kasabada, Zeynep adında sorgulayıcı bir kız vardı. Zeynep, diğerlerinden ayrılırdı; gri gökyüzüne bakarken usanmaz, ona sırlar fısıldardı. "Neden bu kadar durgunsun? İçinde ne gizli?" Günlerden bir gün, her zamanki gibi yamaçtaki taşlara tırmanmış gökyüzünü izlerken, tuhaf bir olay yaşadı. Yukarıdan minik, ışıltılı bir zerre süzüldü. Bu, ne yağmur tanesiydi ne de buz kristali. Zeynep’in avucuna değdiğinde, zerre birden maviye dönüştü ve elleri, gökyüzünün ilk gerçek rengiyle parladı. "Bu da ne?" diye seslendi Zeynep, şaşkınlıkla. Gökyüzü suskundu. Akşam olduğunda, başka bir zerre indi; bu kez turu...